12 Haziran 2016 Pazar

Yol,

uzundu, çok uzundu. yaklaşık olarak 21 saati bilumum taşıtlarda ve 8 saat bekleme süreleri ve tabi ki 7 saat farkı da eklenince toplamda 2 gün yolculuk yapmış olduk. Niğde-Kayseri-İstanbul-New York-State College sıralamasıyla yaptığımız yolculukta daha İstanbul'dayken yorulmuştum ben. 

Bu uzun yolculuk ile ilgili söylemek istediğim pek çok şey var. Birincisi lütfen ama lütfen yola uykusuz çıkmayın ve aman evi toplayacağım aman ailemle vedalaşayım derken dinlenmeyi ihmal etmeyin. önünüzde çok uzun bir yolculuk var ve zaten yeterince zor. bu zorluğa kendi yorgunluğunuzu eklemeyin. İkincisi ise özellikle çocuğunuz varsa yanınızda yiyecek ve içecek bulundurun. bir şişe suya hava alanında 5 lira vermek zorunda kalmayın. gerçi uçuş arası ise yapacak fazlaca bir şey yok, o su parası verilecek. üstelik çocukların ilginç bir şekilde sürekli susuyorlar (sanki evde o kadar su içermiş gibi).

Ne yani uyumasa mıydık bizde sefil yolcu olarak

New York uçağımız 6.45'de havalanacak olmasına rağmen saat 4.30 gibi kapıya gittik ve kontroller başladı, 2 aşamalı bir kontrol ile uçağa bindik ve çocuklu olduğumuz için önce alındık. uçuş gerçekten çok uzun ve uçuş saati ve yola çıkmadan önceki yorgunluklar vs nedeniyle çocuklar uçağa binmeden uyumuşlardı bile ve uçakta yaklaşık 8 saat kadar uyudular. bu bir bakıma iyi oldu. böylece yorgunlukları biraz geçmiş oldu. THY kesinlikle iyi hizmet sunuyor, ama çok sıkışık koltuklar nedeniyle ben zorlandım biraz. 


New Yorkta inince kapılara ulaşmak için acele etmek lazımmış. yoksa kuyruk çok uzun oluyor ve çok fazla sıra bekleniyor. Biz yaklaşık iki saat kuyrukta bekledik ve o sırada bizim çocukları gören görevli hemen öne aldı. kapıda bir siyah polis sadece tek evraka bakarak (j1 belgelerimiz) kontrolü yapıp parmak izimizi aldıktan sonra hadi iyi günler dedi. sonra bavulumuzu aldık ve uçakta doldurduğumuz ı-94 kartını görevliye teslim ettik ve bavullarımız kontrol bile edilmeden işte New York'tayız. işin komik tarafı bizden önce giriş yapanların bavulları didik didik aranıyordu. bizim hiç bir aramadan geçmememiz tamamen şans. 

bir an inanamamış olsak da evet Amerikada'yız. air train-jamaica tren istasyonuna doğru yol aldık. zaten ikisi aynı yerde track 1 airtrain, track 2 jamaica idi. jamaica hava alanında New York metrosuna ulaşmak için kullanılıyor. Jamaica trenine bindik. 8 numaralı terminalden bir numaralı terminale ulaştık ve iki istasyon sonra New York metrosuna ulaştık. bu yolculuk 5 dakika civarında ancak sürmüştür. jamaica trenine binilince para ödemek gerekiyor ancak para çıkışta ödeniyor. bilet almak için kiosklar ve kullanması çok basit bütün opsiyonları görebiliyorsunuz tek biniş  binişlik bilet 7,5 dolar ve 10 binişlik bilet 25 dolar ve 1 dolar kart ücreti var. ayrıca kiosklarda ödeme kredi kartı veya atm kartıyla da yapılabiliyor. biz zaten 3 kişi kullandığımız için 10 binişlik kart aldık. böylece kullanım ücretimiz toplam 7,5 dolar oldu. New York'ta bir sonraki gidişimizde yine kullanacağımız biletlerimiz hazır şimdiden. orada bir görevliye penn station'a nasıl gideceğimizi sorduk ve long island rhode railway yolunu kullandık. bu normal metro ile bağlantısı olan ancak metro gibi her durakta durmayan tren. sadece 3 istasyonda durduktan sonra işte manhattan'ın göbeğindeyiz. çıkışlara dikkat edin yoksa çok uzun yollar yürünüyor. o gün otobüs durağına ulaşmak için 4,5 km yol yürüdük çünkü. çıkınca gökdelenlerin arasında bir an başım döndü benim. ve yürüyüş başladı. 34. cadde boyunca yürüyüp okyanus kıyısında olan otobüs durağına ulaştık. sehirler arası otobüsler ama terminal yok, sıraya girip sanki keçiören-kızılay ototbüsüne biner gibi biniyorsunuz. bu durakta bir sürü afgan sosis büfesi var, çoğunun ismi sabrett ve çok pisler. satın aldıklarımızı yiyemeyip attık. 

yaklaşık 6 saatlik bir otobüs yolculuğundan sonra walmartın yanında indik ve taksiyle yaklaşık 5 dakikada eve ulaştık ve mutlu son.çok yorucu olan yolculuk bitti. izlenimler sonraki, yazıda...






12 Mayıs 2016 Perşembe

kararlar ve hedefler (bu sefer çok ciddiyim)

gerçekten çok ciddiyim çünkü bambaşka planlar yaptım.

bugün 12 mayıs tam olarak 14 gün sonra amerikaya uçuyorum. bu nedenle kilo verme meselesini 3 aylığına rafa kaldırdım, çünkü neden; e orada ne bulup yiyebileceğim belli değil de ondan :). ayrıca kendimi psikolojik olarak buna hazırlamak istiyorum, önce hazırlık çünkü ben 35 kilo kadar vermek durumundayım, pardon tam olarak 28,8 kilo(hesaplayınca büyük fark çıktı ortaya kendimi kandırıyormuşum). evet her neyse sonuçta kızımın ağırlığı kadar kilo vereceğim. bu kadar büyük bir ağırlık kaybı sıkı bir psikolojik hazırlığı beraberinde getirir.



peki neden kilo vermeliyim, tabi ki en geçerli ve hemen ilk akla gelen neden sağlık, ama peki ben neden kilo vermeliyim:
  • aynadaki görüntümü sevmediğim için
  • canımın her istediği kıyafeti giyebilmek için
  • alışveriş yaparken oflayıp poflamamak ve tezgahtarların ama o size olmaz demelerinden kurtulmak için
  • kızlarım beni azimli hatırlasınlar diye, büyüdüklerinde annem 30 kilo verdi biliyor musunnnn? diyebilsinler diye
yani gördüğünüz gibi bir kadın olarak birinci önceliğim alışveriş yapma, ikinci önceliğim ise çevremdeki insanların biraz haset birazda gururlu bakışlarını yakalamak, hava atmak istiyorum kısaca. 

kendimi iyi bir insan olarak görürüm. insanlara kötü davranmam, oldukça dengeliyimdir ama gel gelelim şu kilo sorunu yaklaşık çocukluğumdan beridir hayatımda ve ben artık bu sorunu çözeceğim. hem düşünsenize sizi her zaman biraz tombik (tamam  kabul şişko) gören insanların bir sene sonraki tepkilerini :). 


10 Mayıs 2016 Salı

başlıksız, çünkü ne yazacağımı bilemedim

içimi dökeceğim birazcık, kendime kızacağım, hayallerimi gerçekleştirmek için neden daha fazla çaba göstermediğimi sorgulayacağım. neden işlerimi ihmal ettiğimi ve neden erteleme konusunda bu kadar başarılı olduğumu? 

kendime çok kızıyorum çünkü yapacağım dediklerim için yeterince sabrım yok, hatta genel olarak sabrımı sanki toptan kaybetmiş gibiyim. neden olduğunu bilemediğim şekilde her işimi yarım bırakıp erteler oldum. hayata karşı çok yılgınım, üstelik bundan da bıkmış durumdayım, ama değiştirmek için çok az şey yapıyorum.

dışarıdan insanlara göre çok neşeli ve hemen her şeyin altından kalkabilen birisi gibi görünmekle beraber içim hiçte öyle söylemiyor. şu dışa yansıttığım dünyayı içime de yansıtabilsem keşke. ya da kendimi başarısız bir insan olarak görmekten vazgeçsem.

peki o zaman başardıklarımın listesi



  • okuma yazma biliyorum
  • hatta kitap okumaktan keyif alıyorum.
  • doktora yapmak gibi zor bir işin üstesinden geldim(Türkiye'de doktora yapan kişi sayısı 122 binmiş, nüfusa oranla %0.22 gibi bir orana denk geliyor).
  • elimden iyi kötü iş gelir. hem evde hem işte asgari düzeyde becerikliyim (bence en azından).
  • iki tane çok harika ve sağlıklı, hatta beni çıldırtmak için özel çaba gösteren kızlarım var. 
  • koca kişisi beni seviyor bende onu seviyorum.
  • annem-babam hayatta ve yaşlarına göre sağlıklı (annem pek değil ama kendini idare ediyor en azından)
  • çok büyük ailevi problemlerim yok.
  • eşimin ailesiyle tartışmadan- kavga etmeden iyi kötü geçiniyoruz. bazen ben gıcık oluyorum, bazen onlar ama geçinip gidiyoruz işte.
peki ya başaramadıklarım


  • benim dönemimdeki neredeyse tüm arkadaşlarım doçent oldular ben hala olamadım, çünkü doçentlik için gereken yayınları yapamadım (ama bugün bir arkadaşımında dediği üzere görünen dağın uzağı olmaz).
  • karar verdiğimde uygulama konusunda biraz (baya aslında) zayıfım.
  • kaç yıldır kilo vereyim derken hala kilo almaya devam ediyor oluşum ayrı bir enteresanlık galiba.
  • bazen çocuklara gereksiz yere bağırıp onları üzüyorum.
eeee bu kadarmış. 9 tane olumlu 4 tane olumsuz, daha neye üzüyorsam kendimi. işte bu hayatımdaki olumluları görmem lazım. o zaman ne yapacağım, belirli aralıklarla hayatımdaki olumlu şeylerin listesini kendime hatırlatacağım (yazar burada kendine terapi yapmaktadır, işbu yazının tüm amacı budur zaten). 

8 Şubat 2016 Pazartesi

5. hafta ve başa dönüş,

en son yazımda abur-cuburları ortadan kaldıracağımı ve bundan sonra gün içinde abur-cubur tüketmemeye çalışacağımı söylemiştim. öncelikle abur-cuburları yok ettim evet ama çocukları unutmuşum.ama neyse ki market yakın çok istediklerinde hadi kendinize al gel diyorum :p. ancak hainler bir tane de bana alıyorlar :(. denenmiş taktik abur-cuburları oertadan yok edin, eve almayın ama abur-cubur bulamayınca nutellaya kaşıkla dalmayın :(. kilo alınıyor yoksa.

su içmekle ilgili sorunumu ise telefona aquaalert yükleyerek çözdüm, unutursam hatırlatıyor ve içtiğim suyun miktarını takip etmemi kolaylaştırıyor. bu uygulama ile fark ettim ki ben çok çok az su içiyormuşum. buna da özel dikkat gösteriyorum. ayrıca içtiğim suya yarım limon ve bir parça taze zencefil atıyorum. içmesi daha zevkli oluyor. zencefil ise tiroit hormonlarını düzenlediği için gerekli bir şey. gerçi benim hormon dengesiyle ilgili sorunum yok ama bu şişmanlıkla devam edersem yakın zamanda olacağı kesin. 

benim açımdan önemli olan bir diğer konu ise yemekler. ben düzenli bir şekilde ana-ara öğün yaptığımda kilo veriyorum ve ne kadar düzensiz yersem o kadar kilo alıyorum. dolayısıyla şu şirin kapları aldım ve bundan sonra okula yemek getirmeye karar verdim. en üstte kahvaltılık, ortada yoğurt ve en altta akşam yediğimiz yemekten bir porsiyon. böylece hem porsiyon kontrolünü hemde yağ kontrolünü sağlamayı umuyorum. ekmek yememek için direneceğim.


bakalım bu hafta nasıl geçecek. sevgiyle :)



26 Ocak 2016 Salı

3. hafta

kilo vermekle ilgili düşüncelerim devam ederken yeterince çaba sarf etmediğimi fark ettim. şimdilik sadece çabamı artırmak için uğraşıyorum. en azından az da olsa egzersiz yapmaya çalışıyorum, ancak korkunç bel ağrısı ile uğraştığım için verimli değil. yürüyeyim diyorum ama hava o kadar soğuk ki (şu an -8 derece ve tam öğlen saati, biraz zaman geçince -12 ila -15 arasında değişiyor hava sıcaklığı) dışarı burnumun ucunu çıkarasım yok. evde bir şeyler deniyorum o da pek verimli olmuyor. yemeği azaltmaya çalışıyorum, ama hala öfkeli olduğum zamanlardaki yeme krizlerimi çözemedim. dün akşam mesela durduk yerde nutellaya ve çokoprense sardım, neden yediğimi bilmiyorum, yedikten sonra midem bulanıyor, üzülüyorum ama yine de yiyorum. çocuklara kızıp yiyorum. evin dağınıklığına kızıp yiyorum. tüm öfkemi yiyerek kendimden çıkarıyorum aslında. bunun çıkar yolunu bulamadığım için kendime daha çok kızıyorum. öfkelendiğimde yemek yerine beni sakinleştirecek başka bir yol bulmalıyım.

aslında sadece öfke değil, üzülmek veya kırılmak hepsi yemek yemeye neden oluyor.

farkında olmak ama çözüm için yetersiz olmak. bundan sonra değişmek istiyorum. artık hayatımda yolunda gitmeyen her şeyden kurtulmak, kurtulamıyorsam ve beni esir almışlarsa bile onları umursamamak istiyorum. ama umursamayarak çözüm bulmadığımın farkındayım. umursamamak aslında sorunu halının altına itmek demek. o zaman sorunları çözmek için ne yapacağımı düşünmeliyim. mesela artık yemekle bastırmamak gibi, bunun için yemeğın yerine koyacak bir şey gerek. ama ne. oyun oynasam sevgili kızıyor, kitap okurken genelde yiyorum ve ne yediğimin farkında olmuyorum. her kızdığımda ya da üzüldüğümde kendimi egzersize veremem çünkü iş yeri veya çocuklar vs vs. aslında bunların hepsi bahane. hepsini de yapabilirim ama yemek yemek daha kolay geliyor, küçücük bir parça çikolata ya da bazen bisküvi. elimin altında hazır. o zaman öncelikle o elimin altında hazır olanları kaldırmakla başlayalım işe ve yenilerini almama azmini göstermekle.

bu haftaki ödevim bu işte elimin altında kaçamaklarımı kaldırmak. bakalım ne kadar başaracağım. haftaya rapor veririm.

ben tam olarak buyum

(bu fotoğrafı http://www.matsports.club/abur-cubur-ve-kriz-yonetimi-2/ adresinden buldum belki yazıyı da okumak isteyenler olur. link yönlendirilmiştir.)

sevgiyle:)

6 Ocak 2016 Çarşamba

hayaller vs gerçekler

geri dönebilsem hayatımda pek çok seyi değiştirirdim ama en çok sadece tek bir ana dönebilmek istiyorum. şu an çektiğim bütün sıkıntıların kaynağı olan o ana. zaman makinesi olmadığına göre ve ben o ana dönüp hayatımı yeniden şekillendiremeyeceğime göre şu an yaşadığım hayatı kabullenmeli ve bu andan sonraki hayatımı en doğru şekilde yaşamalıyım. bazı duraklamalar ya da o noktada kala kalmalar benim istediğim değil ama başıma gelenler ve ben bu durumu kabullenmeli ve hayatıma bu duraklamayı burada bırakıp başka bir yönden devam etmeliyim. 

böyle olmasını hayal etmiyordum, böyle olmasını beklemiyordum ama oldu ve benim bu durumu düzeltebilmem için en azından 6 yıl geçmesi gerek, o yanlış an yüzünden çok zor geçen 10 yıl, hayatımdan çalınan 10 yıl ve üstüne bir 6 yıl daha. düzeleceğine, değişeceğine dair umudum kalmadı artık, dolayısıyla bundan sonrası için kendime herhangi bir hedef koymadan sadece elimden geleni yaparak geçireceğim önümdeki yılları. başkalarını tebrik edeceğim, sorulara cevap vereceğim, sonra insanların sormaktan sıkılacakları bir zaman gelecek, ve emekli olacağım. bu yazıyla kötü giden ve hiç kimsenin beklediğini bulamadığı bir ortaklığın bitişini kendime itiraf ettiğimi, kabullenmek istemediğim ne varsa kabullendiğimi gösteriyor. 

hayaller ve gerçekler ile ilgili görsel sonucu
gerçekler eminönü bile değil

zaman geçecek ve şu an hissettiğim acı, kırgınlık vs. hepsi geçecek. bulutlarda pamuklara sararak büyüttüğüm hayallerim 10 yılda paramparça oldular. artık hayal kurmak veya umut etmek kalmadı. bu duruma alışmak ve zorlukları umursamamak yapabileceğim tek şey. zaman bunların da ilacı olacak. 



4 Ocak 2016 Pazartesi

1. hafta

bu haftayı kendimi test etmekle geçirdim. mesela çok fazla atıştırdığımı fark ettim. yemeklerde değil ama ara öğünlerde porsiyon kontrolü sağlayamadığımı ve en önemlisi duygusal açlık yaşadığımı anladım. bununla nasıl baş edeceğimi tam olarak bilemiyorum.

duygusal açlık, kızgınlık, stres ya da üzüntü anında yemek yiyerek duyguları bastırmaya deniyor. konu hakkında bilgi bol miktarda mevcut ama bunları uygulamak çok zor. benim derdim konu hakkında bilgi vermek değil ama kendi çözümlerimi bulabilmek. dün akşam çok kızgındım ve gelip gidip yedim. hatta yediklerim çok kalorili olmasın dedim ve karnabahar haşladım, onu yedim üstüne peynir ekmek vs yemeye devam ettim. diğer taraftan bu hafta yılbaşı haftası da olduğu için diyet yapmak çok zordu. üstelikte 4 gün tatil olunca hiç olmadı.benim önemli bir diğer sorunum ise evde olduğumda yeme düzenimi alt üst etmem. spor yapmaya çalıştığımda çok yorulduğumu ve yapmamak için her zaman bir bahanem olduğunu da fark ettim ayrıca bu hafta.

şu yazdığım paragraftan iki büyük sorunum olduğunu anlıyorum, birincisi tatillerde yemek yeme düzenimin değişmesi. üstelik biliyorum ki her gün aynı saatlerde öğün düzeni sağlamak diyet yaparken çok önemli. bu durumda yemek saatlerini düzenlemek için kendime kural koymalıyım. hafta içi düzenli kahvaltı hazırlayıp kahvaltı yapmıyoruz, genelde herkes fırsatını bulduğunda bir şeyler atıştırıp çıkıyor. dolayısıyla saat 9 gibi ben yine acıkmış oluyorum, üstelikte öğleye kadar atıştırıyorum. öğlen bir şeyler yiyoruz ki genellikle yemekhane yemeği olduğu için yağlı oluyor bu nedenle az yiyorum sonra akşam üstü kendimi kaybedercesine yiyorum.

o zaman bu haftaki amacım yeme düzenimi yoluna koymak olsun. en azından sabahları kahvaltı hazırlamak ve ara atıştırmaları kesmek yönünde çalışayım. haftaya konu hakkında bilgi veririm efendim. diğer konular üzerinde  ise yemek yeme düzenimi kurduktan sonra çalışacağım.

04.01.2016

bakalım beni bu hafta neler bekliyor?