tartılma günüm cuma çünkü hafta içi daha kontrollü gidebiliyorum ve hafta sonu yaptığım kaçamakları silebiliyorum. ancak bu hafta anneme perşembe günü gidince aaa kocaman sorun. çünkü ben orada kaçırdım biraz ve tabi ki cuma günü bunun etkisini hemen gördüm o da ne bir haftalık uğraş ile sadece 200 gram verebilmişim. ikinci sorunum ise su içmeyi unutmam ve su içemediğim zaman kilo verişim hemen yavaşlıyor bunu her noktada hissediyorum. özellikle kıyafetlerimin bolluk derecesinde çünkü şişiyorum balon gibi. bazı günler çok güzel giderken özellikle canımın sıkkın olduğu zamanlar hiç kilo veremiyorum. üstelik yürüyüş yapmaya da başlayamadım. o kadar çok üşeniyorum ki yerimden kalkmak istemiyor canım.
çalışmam gereken bir sürü konu vs var ama benim canım hiç birini yapmak istemiyor. diyet bende anormal bir isteksizlik durumu yarattı. ve bu isteksizlik nasıl aşılır bilmiyorum. şimdi en azından kendimi zorlayacağım. bugün 3 saat verimli çalışmak için. canımın istediği tek şey abuk subuk internette dolaşmak veya sosyal medyaya bakmak veya oyun oynamak. hatta eve gidip yatmak istiyorum. üstelik aç değilim ama kafam sürekli açlık sinyalleri veriyor. sanırım yine duygusal açlığım ile bedensel açlığım karışmış durumda. öfkemi yiyecekler yerine kahveye ve suya yöneltmeye çalışıyorum ama çok zorlanıyorum ve bu yazı bitince öğle yemeğine kadar kendimi kitabımın birinci bölümünü bitirmek için zorlayacağım. böylece öğlen gerçekten acıkmış olarak yemek yerim. ama duygusal açlığımı abuk subuk yemeklerle gidermeye çalışmam.
18 Ekim 2016 Salı
10 Ekim 2016 Pazartesi
kaldı 36
ben annemle uğraşıp kendimi ihmal ederken 41 haftadan 36 hafta kalmış bile ve ben bu 5 hafta boyunca milim yol almamışım. ama gerçi artık ölçülerimi tam olarak biliyorum ve yediklerime dikkat etmek için elimden gelen gayreti gösteriyorum. kaçamakları engellemek çok zor. zaten en önemli sorunum bir türlü engellemeyediğim atıştırmalarım. akşam üstü kurabiye veya çikolata veya başka bir şey. çayın yanında çerez veya bisküvi. bunları bıraksam başka bir şeye gerek kalmadan yine kilo veririm sanırım. ama mümkün olduğunca azaltmak için elimden gelen gayreti gösteriyorum. dün akşam koca kişisi cezerye yerken ben yemedim mesela, çok zor oldu ama yemedim. yemekte ise ekmeğe dur diyorum. fazladan yemek için gayret ediyorum. yemek davetinde bile hayır diyorum. inşallah bunlar biraz işe yarar. yürüyüşlere de başlarsam benden mutlusu olmaz.
diyet yapmak için en çok gereken şey evde olmak, dışarıda fazla yememek ve kendi planına göre gidebilmek. restoranda gereksiz kaloriler, ev davetlerinde ise gereksiz ısrarlar insanı mahvediyor. zaten aslında bu kadar çok kilo almama bir neden de bu oldu benim. koca kişisin ailesi ile sıklıkla yapılan yemek davetleri ve farkında olmadan kaçırılan yemekler, üstelik yağ kullanım oranının ve yemek çeşitliliğindeki değişiklikler vs derken, iştahım açıldı ve kilo alışımı durduramaz hale geldim. sanırım bir noktadan sonrada dilimde hep olsa da bunu kontrol etmek çok zor bir mücadele gibi görünmeye başladı gözüme.şimdi bunu da aşmak zorundayım.
kilo vermekteki en önemli motivasyonum çocuklarıma herhangi bir hedef için yeterince uğraşılırsa başarılı olunabileceğini ispatlamak ve tabi ki göbeğimle dalga geçmelerini önlemek. bakalım nasıl olacak. çocuklarıma bu konuda örnek olabilecek miyim? yoksa annelerinin dilinde olan ama bir türlü başaramadığı işlere listesinde bir yerde kalmaya devam mı edecek?
diyet yapmak için en çok gereken şey evde olmak, dışarıda fazla yememek ve kendi planına göre gidebilmek. restoranda gereksiz kaloriler, ev davetlerinde ise gereksiz ısrarlar insanı mahvediyor. zaten aslında bu kadar çok kilo almama bir neden de bu oldu benim. koca kişisin ailesi ile sıklıkla yapılan yemek davetleri ve farkında olmadan kaçırılan yemekler, üstelik yağ kullanım oranının ve yemek çeşitliliğindeki değişiklikler vs derken, iştahım açıldı ve kilo alışımı durduramaz hale geldim. sanırım bir noktadan sonrada dilimde hep olsa da bunu kontrol etmek çok zor bir mücadele gibi görünmeye başladı gözüme.şimdi bunu da aşmak zorundayım.
kilo vermekteki en önemli motivasyonum çocuklarıma herhangi bir hedef için yeterince uğraşılırsa başarılı olunabileceğini ispatlamak ve tabi ki göbeğimle dalga geçmelerini önlemek. bakalım nasıl olacak. çocuklarıma bu konuda örnek olabilecek miyim? yoksa annelerinin dilinde olan ama bir türlü başaramadığı işlere listesinde bir yerde kalmaya devam mı edecek?
7 Ekim 2016 Cuma
erken teşhis hayat kurtarır,
bu sözü hep duyardım ama kendi vücudunla ilgili gözlemlerin ne kadar önemli olduğunu pek kavrayamamışım. kendinle ilgili bir takım aksilikleri fark edip hemen müdahale etmek sorunlar büyümeden çözmeyi kolaylaştırıyor. annem daha az dikkatli olsaydı, önemsiz zannetseydi, aman boş ver deseydi çok kötüye gidecek olan süreç neyse ki kısa zamanda çözülen bir sorun olarak, kötü bir renk olarak kaldı hayatımızda.
abd dönüşü annem dedi ki benim hafif bir kanamam var, 2-3 günde bir kez oluyor. sen gitmeden önce vardı ancak endişelenme diye söylemedim. hemen bir doktora gittik ve doktorun teyzecim bu yaşta hayra alamet olmaz tıp fakültesine git demesi üzerine erciyes tıpta aldık soluğu. biyopsi yapıldı ve dünya başıma yıkıldı. adenokarsinom 2 cm boyutunda. adenokarsinomlar ne yazık ki yayılmacı ve kötü huylu olan tipte kanserli dokular. karsinomlar epitel dokudan köken alıyormuş ve adenokarsinomlar ise salgı yapan (tükrük vs.) bezler gibi davranıyormuş. yani geç kalınması durumunda ölümcül olabiliyormuş. ben bunu öğrenince çok korktum. bana söylemediği için kızdım, geç kalma endişesi, annemle yeterince ilgilenememiş olmak endişesi yedi bitirdi beni. doktorumuz adenokarsinom teşhisi aldıktan sonra ilk iş olarak pet-scan taraması istedi. bu konuda erciyes tıp fakültesini takdir etmek lazım, araya sadece bayram tatili girmesi nedeniyle süre uzadı, neyse ki cuma günü yaptırdığımız pet-scan sonucu pazartesi çıktı. salı günü doktoru ile konuştuk ve teyze yayılmamış riske atmayalım cuma günü ameliyat oluyorsun dedi. biz hemen annemi hastaneye yatırdık ve aynı hafta içinde ameliyat oldu. ameliyat sırasında rahim, yumurtalıklar, lenf bezleri ve omentumdan bir kısım alındı ve yaklaşık 40 dikişli kocaman bir yara ile karşılaştık ve biyopsi lenflerde görülen atipik hücrelerin kanserleşip kanserleşmediği ile ilgili tekrar bir bekleme süreci başladı. bu hastalıkta en kötüsü bu ne olduğunu bilmeden günler süren bekleme süreleri. ne kadar hızlı sonuçlanırsa sonuçlansın o geçmek bilmeyen günler. çok şükür ki lenf nodlarında sorun çıkmadı ve annem bu kötü macerayı iyi bir şekilde atlattı ama şu çok dağınık anlattığım 2 aya yayılan süreçte benim ömrümden ömür gitti.
bir yandan tek başına bütün sorunlarla mücadele etmek, korku, annemi kaybetme korkusu, ne yapacağını bilememe, birlikte ağlayacak kimsemin olmaması vs. çok dokundu şu iki ay bana. ama şimdi mutluyum çünkü atlattık, geçti gitti. bu süreçte edindiğim arkadaşların ne kadar candan olduklarını daha iyi öğrendim ve hayatımdaki bazı insanların varlığına bir kez daha şükrettim. ve bazılarına öfkem ve kırgınlığım arttı. bazen yalnızım diye üzüldüm. bazen iyi ki yalnızım dedim. kötü günler geçirdim ve umarım gerçekten geçip gitmiştir.
sağlıkla ve sevgiyle:)
abd dönüşü annem dedi ki benim hafif bir kanamam var, 2-3 günde bir kez oluyor. sen gitmeden önce vardı ancak endişelenme diye söylemedim. hemen bir doktora gittik ve doktorun teyzecim bu yaşta hayra alamet olmaz tıp fakültesine git demesi üzerine erciyes tıpta aldık soluğu. biyopsi yapıldı ve dünya başıma yıkıldı. adenokarsinom 2 cm boyutunda. adenokarsinomlar ne yazık ki yayılmacı ve kötü huylu olan tipte kanserli dokular. karsinomlar epitel dokudan köken alıyormuş ve adenokarsinomlar ise salgı yapan (tükrük vs.) bezler gibi davranıyormuş. yani geç kalınması durumunda ölümcül olabiliyormuş. ben bunu öğrenince çok korktum. bana söylemediği için kızdım, geç kalma endişesi, annemle yeterince ilgilenememiş olmak endişesi yedi bitirdi beni. doktorumuz adenokarsinom teşhisi aldıktan sonra ilk iş olarak pet-scan taraması istedi. bu konuda erciyes tıp fakültesini takdir etmek lazım, araya sadece bayram tatili girmesi nedeniyle süre uzadı, neyse ki cuma günü yaptırdığımız pet-scan sonucu pazartesi çıktı. salı günü doktoru ile konuştuk ve teyze yayılmamış riske atmayalım cuma günü ameliyat oluyorsun dedi. biz hemen annemi hastaneye yatırdık ve aynı hafta içinde ameliyat oldu. ameliyat sırasında rahim, yumurtalıklar, lenf bezleri ve omentumdan bir kısım alındı ve yaklaşık 40 dikişli kocaman bir yara ile karşılaştık ve biyopsi lenflerde görülen atipik hücrelerin kanserleşip kanserleşmediği ile ilgili tekrar bir bekleme süreci başladı. bu hastalıkta en kötüsü bu ne olduğunu bilmeden günler süren bekleme süreleri. ne kadar hızlı sonuçlanırsa sonuçlansın o geçmek bilmeyen günler. çok şükür ki lenf nodlarında sorun çıkmadı ve annem bu kötü macerayı iyi bir şekilde atlattı ama şu çok dağınık anlattığım 2 aya yayılan süreçte benim ömrümden ömür gitti.
bir yandan tek başına bütün sorunlarla mücadele etmek, korku, annemi kaybetme korkusu, ne yapacağını bilememe, birlikte ağlayacak kimsemin olmaması vs. çok dokundu şu iki ay bana. ama şimdi mutluyum çünkü atlattık, geçti gitti. bu süreçte edindiğim arkadaşların ne kadar candan olduklarını daha iyi öğrendim ve hayatımdaki bazı insanların varlığına bir kez daha şükrettim. ve bazılarına öfkem ve kırgınlığım arttı. bazen yalnızım diye üzüldüm. bazen iyi ki yalnızım dedim. kötü günler geçirdim ve umarım gerçekten geçip gitmiştir.
sağlıkla ve sevgiyle:)
23 Ağustos 2016 Salı
41 hafta, 41 kere maşallah
şimdi efendim uzun zamandır zayıflamak isteyen ama bunun için gereken çabayı bir türlü gösteremeyen bu zalim bünye 41 hafta süre koydu kendine. ben şimdi diyorum ki haftada
- 0,5-1 kilo arası vereyim
- 2 kitap okuyayım
- inceleme kitaplarına ağırlık vereyim
- bir önemli işi yarılayım
yani hedefleri haftalık koyuyorum. her salı günü durum güncellemesi yapacağım (aslında pazartesi yapacaktım ama dün bu yazıyı yazamadığım için bugüne kaldı).
zayıflamak için öncelikle serotonin ve dopamin seviyelerimi arttırmaya çalışıyorum. beni mutlu eden şeyleri yapıyorum. mesela dün uzun zaman sonra kırmızı oje sürdüm, hatta bugün üşenmeyip rengini değiştirdim. bu arada yediğim halley ya da gofret için yürüyüşe çıktım. bir saat tempolu yürüyüp geldim. bu hafta yükseltici aktivite ekleyeceğim. birincisi oje sürmek, ikincisi ise yürüyüşe düzenli gitmeyi başarmak olacak.
zayıf olmayı en çok
- bin bir çeşit kıyafet-ayakkabı giymek için istiyorum.
- aldığım giydiğim üstüme yakışsın istiyorum.
- insanların ve en önemlisi eşimin bana hayran baktıklarını görmek istiyorum.
- kızlarım azmimden etkilensin diye istiyorum.
- içimdeki rengarenk tubayı herkes görsün istiyorum.
daha çok inceleme kitabı okumayı ise daha çok bilgilenmek için istiyorum.
yapmam gereken işlerin çokluğunu düşününce iki haftada bir önemli işi bitirmeye çalışmak güzel bir hedef ama bu biraz daha fazla sarkar sanırım. daha sıkı çalışmam ve daha az sohbet etmem gerekiyor birazcık.
her hafta bu konular ile ilgili bir güncelleme yapacağım. bakalım bu düzeni devam ettirmek nasıl olacak. #buseferolacak
22 Ağustos 2016 Pazartesi
peki ya bizim hayatımız,
karanlık pek karanlık günlerden geçiyoruz. sürekli büyük bir olay şiddeti ile sarsılıyor, iki gün sonra unutuyor ve 15 gün sonra yenisini yaşıyoruz. bambaşka amaçlarla her gün bir dünya insan öldürülüyor, sakat kalıyor ve biz toplum olarak yaralanmış ruhumuzla yolumuza devam etmeye çalışıyoruz. birazcık keyifli olsak ne gamsızsın bakışları hepimizin üstünde. kendi hayatımıza dair keyifli bir olayı paylaşamayacak kadar mutsuzuz. doğum günlerimiz, mutlu anlarımız, gülüşlerimiz ülkenin karanlık gündemi altında solup gidiyor ve bu soluşu durduracak hiç bir şey gelmiyor elimizden. toplum olarak çıldırma, cinnet geçirme ve hunilerimizi takma noktasındayız. gerçi sanırım hunilerimizi takmazsak dayanamayacağız bugünlere.
iki gündür bunu düşünüyorum. dudağımızda soluveren gülüşlerimizi, kalbimizde sakladığımız, içimizde patlayan sevinçlerimizi. nereye gidiyorlar çocuklarımızın hayalleri. neden hepimizden çalınıyor tüm bunlar. ben artık kendi hayatımı önemsemeye karar verdim. pek tabi ki toplumca yaşadığımız felaketlere duyarlıyım ama çocuğumuzu güzel anlarını da paylaşmak istiyorum. beni mutlu eden bir şeyi haykırarak duyurmak ve tebrikler almak istiyorum. ne kötülük var bunda anlamıyorum.
hunimi taktım, kendimi unutmayacağım.
sevgiyle :)
iki gündür bunu düşünüyorum. dudağımızda soluveren gülüşlerimizi, kalbimizde sakladığımız, içimizde patlayan sevinçlerimizi. nereye gidiyorlar çocuklarımızın hayalleri. neden hepimizden çalınıyor tüm bunlar. ben artık kendi hayatımı önemsemeye karar verdim. pek tabi ki toplumca yaşadığımız felaketlere duyarlıyım ama çocuğumuzu güzel anlarını da paylaşmak istiyorum. beni mutlu eden bir şeyi haykırarak duyurmak ve tebrikler almak istiyorum. ne kötülük var bunda anlamıyorum.
hunimi taktım, kendimi unutmayacağım.
sevgiyle :)
11 Ağustos 2016 Perşembe
yemek bağımlılığı, dr. mike dow
yıllardır kilo verme mücadelesi içinde olan ve bir türlü bunu başaramayan ben, diyetler, yemekler vs hakkında her bulduğumu okurum. nisan ayında bu kitap gözüme çarptı ve okumaya başladım. sindire sindire ancak okudum. ama çok bilgilendim. en azından benim için ampul yandı.
şimdi bu kitap diyor ki yemekler beynimizde belirli bölgeleri uyarıyor ve bizde buna bağlı olarak bazı yiyeceklere bağımlılık geliştiriyoruz. karbonhidratlar yani şekerli besinler serotonin üretimini arttırırken yağlı yiyecekler dopamin üretimini artırıyormuş. eğer beynimiz sürekli bu gıdalar ile uyarılırsa yani serotonin ve dopamin üretiminde diğer yollar unutulursa yiyeceklere bağımlı hale geliyormuşuz. dolayısıyla yemek bağımlılığı birazcık uyuşturucu bağımlılığına benziyormuş. sigarayı bırakırken nasıl birden bırakılamıyorsa yemek bağımlılığı tedavi edilmeden yapılan diyetlerde yo-yo etkisi dışında bir işe yaramıyormuş. çünkü beynimiz kendi kendine serotonin ve dopamin salgılamayı öğrenmeliymiş önce.
epey bilgilendim ve içinde yer alan bir kaç test ile yemek bağımlısı olduğumu ve duygusal durumumu kontrol etmek için yemek yediğimi fark ettim. burada yine sorun irade de değilmiş. sorun tuzak düşünce kalıplarındaymış ki bu düşünce kalıpları 7 grupmuş
- kişiselleştirme
- yayılma
- analiz-paraliz
- kötümserlik
- kutuplaşma
- psişik etkiler
- süreklilik
kitapta bunlar tek tek açıklanıyor ve hayatımızdaki etkileri de anlatılıyor. bu düşünce kalıplarından kurtulup yükseltici düşünceler edinmek ise mümkünmüş ve yükseltici düşünceler ise
- hedef
- huzur
- güç
- tutku
- üretkenlik
- keyif, olarak sıralanmış ve yine tek tek açıklanmış.
yemek bağımlılığında en önemli husus kendi olumsuzluk mantranı yani düşünceni bulup bunu olumlu düşünceye çevirmek. ben mesela genel olarak kendimi başarılı bulmuyorum ve bu durum benim yeme davranışımı etkiliyor. şimdi ise diyorum ki (ben başarılı olmak için elimden geleni yapıyorum ve bunun için çaba gösteriyorum).
yine bu kitaptan öğrendiğim açlık duygusunun yavaş yavaş geldiği ve duygusal açlık ile farklı olduğu. duygusal açlık yaşandığında 2 dk başka bir işle oyalanmak bu etkinin geçmesine ve açlığın unutulmasına neden oluyormuş, bu anda yemek yenildiğinde doyma hissi oluşmuyormuş. fiziksel ya da gerçek açlık ise yavaş yavaş artıyor ve yemek yenildiğinde geçiyormuş.
pek tabiki bazı önerilerde de bulunuyor yazar. mesela kendi doğru düşünceni oluşturmak, duygusal açlığını fark etmek için çaba göstermek, daha az öz eleştiri yapıp kendini olduğun gibi kabul etmek, ve serotonin ve dopamin seviyeni yükseltici aktiviteleri koymadan yemek kısıntısına gitmemek.
bunun için ise öneriler
- yemek planı yapmak ve yediklerini ve o andaki hislerini birlikte yazmak
- yemekleri tıkıştırarak yemek yerine her bir lokmadaki farklı tatları keşfetmeye çalışarak yemek
- asla asla dememek
- dikkat dağıtıcı nesnelerden uzak durmaya çalışmak
- yemek için ayrılan bütçeyi sınırlandırarak daha kaliteli yiyeceklere yönelmek
- yalnız kalmaktan ve yalnız yemekten kaçınmak
- serotonin ve dopamin yükseltecek aktiviteler yapmak. bunlar arasında örgü örmek, kitap okumak, sohbet etmek, yürüyüşe çıkmak yer alıyor.
öneriler ve yiyecekler kısmı tamamen amerikan alışkanlıklarına göre olsa da ben bu kitaptan çok faydalandığımı düşünüyorum. bu nedenle de yemek ve kilo sorunu yaşayanların okumasını tavsiye ediyorum.
deneyeceğim bakalım ne olacak.
sevgiyle:)
8 Ağustos 2016 Pazartesi
kumral ada mavi tuna, yeniden
kumral ada mavi tuna 1997 yılında yazılmış, everest yayınlarından çıkmış ve 499 sayfa. derin bir aşk ve aynı zamanda kurtulamamanın hikayesi.
2012 yılında okuduğumda şunları düşünmüşüm. şimdi ise fikrim baya değişti kitap hakkında. demek ki neymiş zaman kişiyi gerçekten çok değiştiriyormuş. aynı kitaptan başka tatları alacak kadar çok hem de.
buket uzuner sevdiğim bir yazar ve sevme nedenim şok edici kitap sonları. kitap boyunca sizi bir şeye inandırıp sonra onu yerle bir etmesi vs. ama daha önce de inandığım gibi tuna akıl hastanesinde ve iç savaş onun beyninde.
ülke gündeminin de etkisiyle topluma bakış daha çok etkiledi ama yine de bazı yönler oturmadı benim kafamda. aydınlık ve modern yön sadece bir gruba ait değilmiş bunu çok iyi anladığımız için belki de.
kitapta en çok üzüldüğüm yine aras'ın ölümü oldu ve en çok acıdığım ve kızdığım ise meriç. artık sessiz sedasız saman altından su yürütenlere her zamankinden çok öfkeli olduğum için belki. zavallı tuna güçlü karakterlerin arasında ezilen ince ruhlu bir çocuk, ada ise hiç kimseye dirlik vermeyen bir bencil.
etkilendiğim pek çok cümle olsa da şunu demek isterim ben:
"evin içine ve dışına cömertçe serpiştirilmiş bakımlı çiçeklerin, yalnızca renk ve kokularıyla sevinç saçtıklarını anlatmak, aslında hiç bir şey anlatmamaktır. çünkü bu manzarayı arkadan destekleyen duygu; devamlılık, yaşama bağlılık ve geleceğe umuttur. bu çiçekler sorumluluk alacak kadar iyi hissetmeyi, ilgiyi, yaşama evet demeyi, direnmeyi ve ayakta kalmayı simgeler."
hayatımızda çiçeklere yer açalım ve kurtulalım şu karanlığımızdan.
neyse işte öyle.
sevgiyle :)
2012 yılında okuduğumda şunları düşünmüşüm. şimdi ise fikrim baya değişti kitap hakkında. demek ki neymiş zaman kişiyi gerçekten çok değiştiriyormuş. aynı kitaptan başka tatları alacak kadar çok hem de.
buket uzuner sevdiğim bir yazar ve sevme nedenim şok edici kitap sonları. kitap boyunca sizi bir şeye inandırıp sonra onu yerle bir etmesi vs. ama daha önce de inandığım gibi tuna akıl hastanesinde ve iç savaş onun beyninde.
ülke gündeminin de etkisiyle topluma bakış daha çok etkiledi ama yine de bazı yönler oturmadı benim kafamda. aydınlık ve modern yön sadece bir gruba ait değilmiş bunu çok iyi anladığımız için belki de.
kitapta en çok üzüldüğüm yine aras'ın ölümü oldu ve en çok acıdığım ve kızdığım ise meriç. artık sessiz sedasız saman altından su yürütenlere her zamankinden çok öfkeli olduğum için belki. zavallı tuna güçlü karakterlerin arasında ezilen ince ruhlu bir çocuk, ada ise hiç kimseye dirlik vermeyen bir bencil.
etkilendiğim pek çok cümle olsa da şunu demek isterim ben:
"evin içine ve dışına cömertçe serpiştirilmiş bakımlı çiçeklerin, yalnızca renk ve kokularıyla sevinç saçtıklarını anlatmak, aslında hiç bir şey anlatmamaktır. çünkü bu manzarayı arkadan destekleyen duygu; devamlılık, yaşama bağlılık ve geleceğe umuttur. bu çiçekler sorumluluk alacak kadar iyi hissetmeyi, ilgiyi, yaşama evet demeyi, direnmeyi ve ayakta kalmayı simgeler."
hayatımızda çiçeklere yer açalım ve kurtulalım şu karanlığımızdan.
neyse işte öyle.
sevgiyle :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
