11 Mayıs 2012 Cuma

ben kötü ve iğrenç bir anne miyim?

böcüğün komşumuz olan bir kaç kreş arkadaşı var ve onlarla oynamaktan gerçekten zevk alıyor. ancak sürrekli olarak onlara gitmek isteyince olay benim açımdan biraz boyut değiştirmeye başladı. akşamüstü eve gelirken anne arkadaşıma gidebilir miyim? akşam otururken durduk yere gidebilir miyim? sabah uyanınca gidebilir miyim? sürekli aklında olan şey  bu arkadaşıma gidebilir miyim? bir kaç kez gitti ama artık yeter dediğimde sen kötü ve iğrenç bir annesin dedi. bir süre sonra bu durum gittikçe vahim bir hal almaya başladı. istediği herhangi bir şeyi yapmadığım anda sen kötü ve iğrenç bir annesin demeye başladı. bugün sabah durduk yere bir kaç kez bunu söyleyince artık dayanamadım ve bağırdım. ben mi kötü ve iğrenç bir anneyim diye. doyuruyorum, yıkıyorum, giydiriyorum diye. okula ben götürüyorum, okuldan ben alıyorum, markete, parka hep ben götürüyorum diye. kendimi tutmadım işte sonra babamı aradım kızı bugün okuldan sen al dedim. şu an kızım annemlerde ben de evdeyim, sabahtan beri geçmeyen sinirimi yatıştırmaya çalışıyorum.

neden bu kadar sinirlendim anlamıyorum. belki sürekli bunu tekrar etmesinden, belki hamilelik ve yoğun giden işler nedeniyle yorgun olmamdan, belki sevgilim yoğun çalıştığı için bizimle yeterli ilgilenemiyor zannımdan. sebebini bilmiyorum.

biliyorum tavrım tamamen yetişkin mantığına uygun ama engel olamadım kendime, sevgilime olayı anlattığımda bana kızdı. kendimi hem haklı hem haksız hissediyorum.

10 Mayıs 2012 Perşembe

eğitim sistemi, 4+4+4, okula başlama yaşı, kafası karışık anne

bu sene pat diye eğitim sistemi değişti ve yepyeni ve aynı derecede saçma bir sisteme geçildi. hem de hiçbir ön çalışma yapılmadan, uzmanların görüşü alınmadan. okula başlama yaşı 60 aya çekildi, bu çocukların ana sınıfına gitmesi gerektiği unutularak. işin ilginç tarafı her şeyi alabildiğine tartışmaya, bir bardak suda fırtına koparmaya pek meraklı medyamız aylardır fenerbahçe'nin durumuna çözüm bulmaya çalışıyor, aylardır futbol dilimizden düşmüyor ama bu konuda nedense birkaç cılız ses, birkaç program dışında hiç bir şey yapılmadı. üstelik fırtına gerçekten koptu ama biz farkında değiliz şu an bu sisteme geçilmesiyle 2006-2008 doğumlu neslin tamamı çok büyük sıkıntılar yaşayacak, beraberinde anne babaları da. hatta bu durum sadece 2008'lileri değil 2010'luları bile etkileyebilecek. çünkü hiçbir ön çalışma yapılmadan geçilen bu sistemde sürekli bir şeyler değiştirilecek. fırtına en büyüğünden ama biz anneler ne yapacağımızı bilemiyoruz.

elanur 25 haziran 2007 doğumlu eylül ayında 62.5 aylık olacak bu nedenle biz istemezsek okula başlamak zorunda değil, en azından gelecek seneye başlayacağını artık biliyorum. ama içim hiç rahat değil bu sene okula başlamak zorunda kalacak arkadaşlarını düşünüyorum. kaybedeceğimiz koca bir nesli düşünüyorum. üzülmekten başka bir şey gelmiyor elimden. ne yapabilirim diye düşünüyorum. çocuklarımızı kurtarmak için ne yapabiliriz. bir şey yapmalı ama ne, yürüyüş desek faydasız bu karşımızdaki anlayışa, imza toplasak buruşturulup atılacak bir kağıt parçası gibi olacak. kıyameti kopardı anneler ve ilkokul öğretmenleri kendi çapında ama topluma ulaşmadı. hiç kimse başımızda dolaşan kara bulutun farkında değil.

bu sistemle ilkokul müfredatı tamamen değişecek, birinci sınıf hafifletilecek deniliyor. beşinci sınıf kaldırıldı. beş yıllık müfredat 3 yıla mı sıkıştırılacak ya da ne olacak. hiç bir şey belli değil.

bir şey yapmalı ama ne?

9 Mayıs 2012 Çarşamba

nasıl öğretmek,

bugünlerde en büyük problemim büyük böcüğün eşyalarını toplamaması. küçükken dedesi toplardı oyuncaklarını hep, fırsat bulunca şimdi bile topluyor. ben de artık kendi eşyalarını toplaması gerektiğini öğretmeye çalışıyorum. ancak küçük hanımın buna hiç niyeti yok. sanırım suç biraz da bende, bugüne kadar bu sorunu çözmeliydim.

elanur oyuncaklarını o kadar rastgele topluyor ki, oyuncaklarının parçaları, kalemlerin bazılarını bulmak mümkün olmuyor. aynı problemi temizliğe yardım eden cemile hn. ile de yaşıyoruz. eline geçenler sadece kutuya atıldığı için hatta bazen bu da neymiş diye çöpe atıldığı için artık oynayamadığımız oyuncaklarımız var.

şimdi gelelim asıl meseleye, televizyonu çok yakından izlememesi gerektiğini, oyuncaklarını düzgünce toplaması gerektiğini, kıyafetlerini çıkarınca katlaması gerektiğini ya da tehlikeli olabilecek her şeyi. işin komik tarafı kreşte eşyalarını en düzgün toplayan çocuklardan birisi ama eve gelince yapmıyor ve ben ne yapacağımı bilemiyorum.

oyuncaklarını toplamazsan tv izleyemezsin şeklinde bir ceza verdim, ancak hem  çok işe yaramadı hem de kendimi parmağı sürekli havada bir anne olarak görmek çok hoşuma gitmiyor. ama koşullar ya da benim beceriksizliğim nedeniyle sürekli parmak havada bir anne oldum çıktım. korkuyorum kızımın beni sadece sinirli hatırlamasından. bir komşumuzun oğlu annesinin bu tavrından ötürü benim annem cadı derdi ve hala annesiyle ilişkileri kopuk. aynı duruma düşmekten çok korkuyorum. olumlu davranışını ödüllendirmeye çalışıyorum ama dayanamıyorum. sanırım çok sabırsızım. umarım bu problemi ikimizde çok yara almadan çözeriz.

8 Mayıs 2012 Salı

saygı mı saygısızlık mı?

doğum yapacağım hastaneye karar vermeye çalışıyorum şu sıralar. devlet hastanesinde ameliyathanenin daha iyi olduğunu çok sayıda kişiden duydum, ayrıca kentimizde bir tane özel hastane var fakat hemşireleri damar yolu açmayı bile beceremiyor, doktorumdan çok memnunum ama bu gibi nedenlerle doğumu doğum hastanesinde yapmayı düşünüyorum, bir de büyük böcüğe hamileyken gittiğim doktorum özel hastaneler görüntüde iyi olabilir ancak devlet hastanelerinde hasta bakım hizmeti kötü gibi görünse de daha iyi olur, daha tecrübeli olurlar ve az komplikasyon çıkar filan demişti ankara'dayken.

yukarıda saydığım nedenler dolayısıyla bugün devlet hastanesinde bir doktora gideyim bari dedim. büyük böcükle birlikte girdik hastaneden içeriye, iyi temiz, çok sayıda doktor var. çocuk hastanesi hemen yandaki bina, falan filan. ilk izlenim bir devlet hastanesine göre oldukça iyi gibi ama çok kalabalık. insanlar sonuç göstermek için kapıda bekleşiyor ve kapı açıldığı anda koçbaşıyla saldıracakmış, sanki cephe yarıyormuş gibi kapıya yükleniyor. 15.50 için aldığım randevuda ancak 16.30 gibi doktorun yanına girebildim. görevli bir hemşire ve bir ebe var ve hemen tansiyonum ölçüldü eh bu da iyi, ama doktor da ebe ve hemşire de yorgunluktan pes etmek üzereydi. doktor çok gençti, muhtemelen uzmanlığını yeni almış ama ilgili. fakat tecrübesiz gibi hissettim biraz. gelelim bebişe, efendim kendisi üç hafta önden gitmeyi uygun görmüş ve daha 30+1'de yaklaşık 2200 gr olmuş. bu kısım iyi gibi en azından. ancak doğum hastanesinde başka bir doktora daha gitmeye karar verdim.

gelelim bugün beni asıl kızdıran konuya. doktorun kapısı önünde beklerken yaklaşık 70 yaşlarında bir teyze büyük böcüğümün karnımı öpmesi üzerine kardeşini ben alıcam götürücem dedi. hayda nerden çıktı şimdi bu. ben saygısızlık etmek istemiyorum yaşına hürmeten ama laf mı bu yani, onun bize yaptığı saygısızlık ne olacak. hadi alışmıştım, yok üşütürsün, yok onu yedirme bunu giydirme gibi garip müdahalelere ama beş yaşında bir çocuğun zaten kardeş gelince yaşayacakları ile ilgili korkularını kaşımak niye. çocuğu sevmiş mi oluyor şimdi. böcük korktu tabi bana sarıldı anne sen bizi vermezsin değil mi diye. ben de sesli sesli vermem tabi ki kızım ne seni ne de kardeşini hiç kimseye vermem dedim. teyze bozuldu bu sefer, e teyze ben sana çemkirmemişim kızımı korkuttun diye sana n'oluyo. ne biçim laf bu. laf soktum ama direkt söylemedim diye de kendime kızdım durdum. bekleyenlerden birisi der ki hırkan ne güzelmiş bana ver, yok suluğunu ben kızıma götüreyim (her ikisi de anneanne hediyesi). böyle yapanlara çocuklara abuk subuk davrananlara toptan çemkiresim var anlıma delidir ne yapsa yeridir yazıp. malum onlar çocukları korkutunca bişey yok, biz anne olarak lütfen karışmayın desek suçluyuz aman ne dedim ben diye.

bugün yaşadığım bir başka örnek, sevgilimin teyzesi aradı tam yemek vakti, kızı torununu iki saatliğine bırakıp spora gitmiş. giderken emzirmiş bebek 5.5 aylık daha, anneanne telaşlanmış bu çok ağlıyo doymuyo diye, ya annesi ne zaman gelecek 15 dk sonra, hım peki, eee  ben pirinç unuyla sütle mama yapayım mı, sütü az oluyor. bende biraz bozuldum. sütün yetip yetmediğine doktoru karar verir, bebek kilo aldığı müddetçe süt yetiyordur. giderken emzirmiş, birazdan gelecekmiş, hem inek sütü bir yaşından önce önerilmiyor alerjen olabileceği için, pirinç ununun bebeğe hiç bir faydası yok aksine zararı var, gibi telkinlerimle sanırım onu da bozdum çünkü benden destek alamadı. bari toptan kırılmasın diye eğer çok ağlıyorsa çeyrek elmayı rendeleyip suyunu verebilirsiniz ama çok fazla vermeyin, doyup anneyi ememezse süt azalır dedim.

yani ben anlamıyorum annelere bu kadar müdahale neden. tamam ben çok kuralcı bir anne değilim, şu saatte illa banyo yapmalı, yok yatma saati bir dakika bile gecikmemeli demiyorum, ama böyle yapan bir anneye de karışmıyorum. çünkü her bebek-çocuk farklıdır ve onunla 24 saat yaşayan ve en iyi tanıyan annesi olduğuna göre annenin ve babanın sözünden çıkılmaz, onlar çocuğa ne yapılması ya da yapılmaması gerektiğini en iyi bilir diyorum ve başka annelere karışmıyorum. fikrimi sorana da ben böyle yapmıştım ama senin bebeğini en iyi sen tanıyorsun, daha çok kendi bildiğini yap, hatta anneanne ve babaanneleri hiç dinleme burnunun dikine git diyorum.

bunlar saygısızlık mı??? bence değil, asıl bana yapılan saygısızlık!!!

6 Mayıs 2012 Pazar

isyan sona erdi :(

ama hiç bir işe yaramadı. güya isyan ettim bir iş yapmadım, bugün kat kat fazlasıyla yine ben uğraştım. bir de üstüne üstlük neden isyan ettiğime dair açıklama yaptığım halde. yani değişen pek fazla bir şey olmadı. bir de fırça işittik beyefendiden, dün akşam ben geldiğimden beri böylesin şimdi saat beş süren doluyor diye. boşunaymış her şey, sevgili kişisi neye kırıldığımı bile anlamadı bir de üstüne sen bana trip yapıyorsun diye bozuk attı. okuduklarım gibi hayat istiyormuşum da, ne varmış hayatımızda bu kadar bozulacak da vs. vs.

sanırım mutlu olmanın en iyi yolu kolaya kaçmak ve karşındakinden hiç bir şey beklememek. o zaman en azından ne yapılması gerekiyorsa kendim yapar, boşu boşuna üzülmemiş olurum.

olaylar o kadar trajikomik ki, evin lojistiğini biraz da sen düşünsen, her seferinde liste vermesem ben sana dedim ve aldığım cevap, ne var yani eve gelirken markete uğrayıp alsan oldu. eh madem öyle ben de alışverişi kendim yaparım. hayatımda bana yardımcı olacak bir sevgili yokmuş gibi davranır, beyefendiyi paşa yapmaya devam ederim. bu kolay olan yöntem, hiç olmazsa kavga etmemiş oluruz, ama ben kendimi nasıl ikna ederim evlenmeden önce birilerinin prenses kızı olduğuma bilmiyorum.

erkeler  ne kadar annesinin paşa oğluyduysa biz de o kadar babamızın prensesiydik ama bunu anlayabilen erkek yok galiba:(


4 Mayıs 2012 Cuma

isyan,

anne, muhakkak ki dünyanın en güzel kelimesi, hele ki evladından duymanın mutluluğu tarif edilemez. ama en güzel kelime bile gün boyunca 1519463 kez duyunca fenalık geçirme nedeni oluyor. anne su ver, anne ben çizgi film izliycem, anne çikolata yok mu, anne abur cubur yiyebilir miyim, anne çişim geldi, anne kaka çıktı, anne tuvalet kağıdına uzanamadım, anne..., anne... bitmiyor. tamam iyi hoş güzel de bıkkınlık veriyor. niye hiç baba çağrılmaz ki tuvalete.

karnım olmuş kocaman, midemdeki yanma, nefes alamama, hamileliğin türlü sıkıntıları ve terelellileri, bir de üstüne kızımın ve sevgilimin bitmeyen talepleri. çok yoruldum. o kadar çok yoruldum ki artık ne kadar yorgun olduğumu anlatacak gücüm bile kalmadı. dün akşam bu bezelye neden kıymalı deyince sevgili artık dayanamadım, isyan çıkarıyorum. biliyorum bütün anneler benzer sıkıntıları yaşıyor. blogcuanne'de (www.blogcuanne.com) paylaşılanlar hep benzer sıkıntılar, ama çözüm olmuyor bana bunlar.

istiyorum ki sevgili kişisi beni anlasın, ben istemeden ayaklarımı ovalasın, sırtıma masaj yapsın. tamam elinden geldiği kadar yardım ediyor, ama bana özen göstersin birazcık daha.

istiyorum ki evliliğimizin ilk yıllarındaki gibi ilgilensin benimle. ilgisi sadece birlikte olana kadar ya da birlikte olunca olmasın, hep aynı ilgi düzeyini sürdürsün. çünkü öyle bir şey ki sadece birlikte olduğumuzda benim isteklerimi ya da yardıma ihtiyacım olduğunu fark ediyor ve ben kendimi şişme bebek gibi hissediyorum o zaman.

istiyorum ki yarın kahvaltıya gidelim mi dediğimde anneme gidelim demesin. annesine gitmeye karşı değilim ki ben, ama gittiğimizde tüm günümüz orada geçmesin. dışarıda bir yerde bir kahve de içebilelim.
istiyorum ki böcükle birazcık daha fazla ilgilensin, of kızım yorgunum demesin. çünkü ben de yorgunum üstelik böcüğü okula bırakmak-almak onu parka götürmek, bitmeyen taleplerini yerine getirmeye çalışmak hep benim görevim. hafta sonunda bugün kızı parka götür dediğimde tamam deyip tv karşısında yayılmaya devam etmesin.

istiyorum ki tv kumandası bazen de benim elimde olsun, saçma sapan dizileri izleyip boş boş dikkatimi vermeden televizyona bakayım, tamam gerçekten istediğim bir programı izliyorum ama o programı dikkatli izlemem gerekecek, oysa fatmagül'ün suçu ne'yi izlerken tamamen boş kafa, relax mode on. sevgili kişisi tv izlerken boş gürültü oluyor bana bütün o aslan kükremeleri, üstelik biyoloji eğitimi almış biri olarak işimin devamı gibi,

istiyorum ki yaptığım yemek için bu niye etli denmesin, kimse sesini çıkarmasın yemeğini yesin. yemiyorsa kalksın ne istiyorsa onu yesin ama eleştirmesin. bakla yenir mi demesin çünkü ben seviyorum ve bazen canım istiyor, bunu anlasın

istiyorum ki sofra toplamaktan kastedilenin sadece tabakları makineye koymak değil, masada kalan kırıntıların silinmesi ve masanın altına dökülenlerin de toplanması olduğunu ben söylemeden bilsin.

istiyorum ki evin süpürülmesine itiraz edilmesin. evet temizliği temizlikçi yapıyor ama hafta sonları yine de evin süpürülmesi gerekiyor. buna itiraz edilmesin.

isityorum ki çok sıkıldım hafta sonunda kendimize ait bir kaçamak yapalım dediğimde buna gerçekten ihtiyacım olduğu bilinsin. sonuçta doğuma iki ay gibi bir süre kaldı ve ben sıkıldım, bunaldım. üstelik doğumdan sonra böcük ve bebekle nasıl baş edeceğimi bilmiyorum ve korkuyorum. en azından bir hafta sonu böcüğü anneannesine bırakıp kendimize vakit ayırmak istediğimde buna gerçekten ihtiyacım olduğunu anlamasını bekliyorum, ama taleplerin bitmiyor cevabını alınca bozuluyorum.

isteklerim bitmiyormuş hiç, bencillikle suçlanmaktan da bıktım. hafta sonu yataktan cıkmıycam hiç, yemek yapan olursa yenir yoksa aç kalalım umrumda değil bu hafta sonu. hiç bir yere gitmekte istemiyorum, en azından anne veya akrabalara, dışarda kahvaltıya hayır demem. öyle işte isyan çıkarıyorum bu hafta.

1 Mayıs 2012 Salı

kalp ve örgü poğaça

işçi bayramı tatil olunca kendimi pastalara verdim bugün. mayalı hamurdan kalp şeklinde ve örgülü poğaçalar, elmalı pasta ve irmikli çilekli tatlı yaptım. ancak elmalı pastayı fırında unutmuşum biraz koyu renkli oldu. onu sonra tekrar yapıcam. ama bugün paylaşmak istediğim mayalı kalp poğaçalar.

önce malzeme:
1 şişe ılık soda
1 su bardağı ılık süt
1 su bardağı sıvıyağ
2 yumurta
1 küçük paket yaş maya
aldığı kadar un

içi için istediğiniz herhangi bir harç.

yukarıdaki malzemelerle yumuşakça bir hamur yoğurdum. 1 saat kadar mayalandırdım. bu arada hamur tabi ki 2 katına çıktı.
kalp şekli için: hamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar aldım ve oklava ile biraz açtım. sonra açtığım bu parçayı rulo yaptım ve ortadan ikiye uzunlamasına kestim. ancak başında 1.5 cm'lik bir kısmı kesmedim. kesilen kenarları kesmediğim parçanın altına doğru kıvırdım. boşluğa patatesli harç doldurdum. yumurta sarısı-süt karışımı sürdüm ve 180 derce fırında yaklaşık 25 dk pişirdim.
örgü şekli için: hamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar aldım ve elimle biraz açtım. hamurun sağında ve solunda bıçakla 4 çizik yaptım.  ortaya patatesli harcı koyup parmak gibi olan parçaları bir sağından bir solundan patatesli harcın üstüne kapattım. üzerine yumurta sarısı-süt sürdüm ve 180 derecede 25 dk kadar pişirdim. işte poğaçalarım.


sevgiyle :)