28 Şubat 2013 Perşembe

çocuklarda ağlama ve ebeveyn tepkileri-2

bir haftadır aletha solter'in söylediklerini okuyup, anlayıp uygulamaya çalışıyorum. geçen hafta ağlamanın yararlarından bahsetmiştim. bu hafta ağlama krizlerine nasıl dayanabileceğimiz ve sorunlara çözüm önerilerini anladığım kadarıyla paylaşacağım.

tamam anladık ağlamak güzeldir. ve hatta sezen ablamız bunu yıllar önce şarkıya dökmüş. aletha solter'in dediği tamda bu şarkıda anlatılan şey işte ağlamak güzeldir:

aletha solter diyor ki; eğer çocukluğunuzda yeterince ağlayamadıysanız çocuğunuzun ağlaması sizin için sinir bozucu olacaktır, bu nedenle ilk olarak kendiniz tekrar ağlamaya başlayın ve duygularınızın farkında olun. işte bunu yapmak zor oldu, hele benim gibi yıllarca ağlamasıyla dalga geçilmiş ve bu nedenle ağlamayı unutmak için çok çaba sarf etmiş birisi için. hala tam olarak yapabildiğini söyleyemem.

çocuğunuzun öfkesini, hayal kırıklığını en iyi ağlayarak ifade edebildiğini unutmayın. ağladığında ona gülümseyin ve yanında olduğunuzu hissettirin, ağladığında dikkatini dağıtıp ağlamasını kesmek yerine onun neden ağladığını anladığınızı belirtin. evet en azından bunu sağlıyorum artık.

çocuğunuzun sizin yanınızda duygularını yaşayabilecek kadar güvende olmasını sağlayın, onunla koşulsuz ilgilenin ve birlikte vakit geçirirken onun sizi yönlendirmesine izin verin kesinlikle çocuğunuzu yönlendirmeyin. bunu zaten her zaman yapıyorduk, ama bazen benim dediğimi de yapıyordu.

çocuklar için neşe verici ortamlarda acı veren duyguları üzerine çalışmak daha kolaydır. korku, öfke, hayal kırıklığı gibi acı verici duygularıyla baş etmek için oyun oynarken bu duygulara neden olabilecek durumları karikatürize ederek gülmesini sağlayın. ancak burada bir önemli nokta var bence çocuk ağlarken değil, oyun oynarken ya da olayın etkisi geçmişken yapılması gereken bir şey. eğer çocuk ağlarken yapılırsa alay edildiği hissiyle ağlamasını bastırabilir.

ağlaması sırasında olumsuz bir yorum ya da harekette bulunmayın. eğer böyle bir durum olursa ağlamasını bastırmasına ve duygularını içine atmasına neden olabilir. ağlamanın bastırılması öfke ve hayal kırıklığının ifade edilememesine bu durum ise uzun vadede psikosomatik hastalıklara neden olabilir (kendimden biliyorum, stresli durumlarda karnım ağrır, gergin kaslara bağlı ağrılarımdan ise hiç bahsetmiyorum)

aletha solter'e göre çekilen acının sanatsal anlatımı (resim ya da yazı vb yoluyla) çocuğun acısını azaltmıyor, ancak bu duygu ile ilgili hislerini ve öfkesini yansıtmak ise acıyı azaltıyor.

çocuklarınızın yanında ağlamanız ise onun güven duygusunu sarsacak hareketlerde bulunmadığınızda (öfkeye bağlı şiddet gibi) destekleniyor.

aletha solter dışarıda bir öfke krizi ile karşılaşıldığında çocuğun dikkatinin dağıtılabileceğini ancak bunun evde tamamlanacağının unutulmamasını istiyor. birinci bölüm ile ilgili notlarım ve aklımda kalanlar bunlar.

çocuklarımızın ağlamasını destekleyelim, ağlamaktan korkmayalım.






22 Şubat 2013 Cuma

çocuklarda ağlama ve ebevenlerin tepkileri

itiraf etmeliyim ki bizim böcük ağladığında dayanamıyorum. çok öfkelenip bağırmaya ve bu şekilde çocuğu susturmaya çalışıyorum. bu durum ise çocuğumla aramda sürekli bir gerginlik oluşturuyor. sorunu çözmek için araştırıyor, okuyor ama doğru çözümü bir türü bulamıyordum. sonra bir kaç ay önce blogcu anne'de aletha solter ve seminerinden bahsedilen bir yazıya denk geldim. önce hadi canım dedim, çocuğu susturmak yerine ağlamasını mı teşvik edeceğim? sonra okuyup araştırdıkça aklıma yatmaya başladı. zaman zaman denemeye başladım bu yöntemi el yordamıyla ama sadece ağlamasına izin vererek. araştırmaya devam ettim bir yandan. geçen ay ise kitabı aldım, önce şöyle bir göz gezdirdim ve iddialı buldum. bu süreçte çocukların itirazlarının kişilikleri açısından önemli ve gerekli olduğuna dair okumalarım devam etti, ve nihayet dün kitabı gerçekten okumaya başladım. birinci bölümde bingo, aydınlanma anı. bundan sonra her bölümü tek tek değerlendireceğim bazı yazılar yazacağım.




aletha solter'in "çocuğunuza kulak verin" kitabı,  her anne babanın ve hatta hayatında çözemediği sorunlar olduğunu düşünen her yetişkinin okuması gereken bir kitap.

önce kitabın birinci bölümünden bazı notlar. birinci bölüm gözyaşları ve öfke nöbetleri hakkında.
  • bebek ağlamalarının büyük bir kısmı acı verici duyguların dağılmasını sağlayan gerilim boşaltma mekanizmasıdır.
  • çocukların, rahatsız edici deneyimlerinin etkilerinden kurtulup kendilerini iyileştirmek için, ağlayıp öfkelenerek acı verici duygularını ifade etmeye ihtiyaçları vardır.
  • ağlamak yalnızca vücuttaki toksinlerin atılmasını sağlamaz aynı zamanda gerginliği de azaltır.
  • kimse mükemmel bir ebeveyn değildir, hepimizin çocuklarımıza tahammül edemediğimiz ve boş bulunduğumuz anlar olur. bunun nedeni hepimizin çocukluğumuzun etkilerini taşımaya devam etmemiz ve hiçbirimizin çocukluğumuzda en azından bir tür incinme ve stresten kaçamamış olmamızdır.
  • bütün anne ve babalar, çocuklarına kendilerine çocukluklarında davranıldığından daha iyi davranmaya çalışır.
  • azarlanmak, alay edilmek, küçük düşürülmek, utandırılmak, yargılanmak, aşağılanmak ve suçlanmak çocuklar için acı verici sözel deneyimlerdir.
  • çocuklar istemedikleri birşeyi yapmaya zorlandıklarında, hayatları aşırı programlı olduğunda ya da fazlasıyla yönetildiklerinde acı verici duygular yaşar.
  • cezalandırılmak çocukları kaygılandırır ve sevilmediklerini hissettirir ve kendilerine olan saygılarını azaltır.
  • yalnızca temiz, derli toplu, sakin, pasif ve sabırlı olduklarında iyi davranılan çocuklar hiçbir zaman tam olarak sevildiklerini hissetmezler.
  • erken çocukluk döneminin temel ihtiyaçları yeterli beslenme, sevgi ve bol bol kucaklanıp sarılmakla sağlanacak fiziksel yakınlıktır.
  • çocuklar iç dünyalarını merak eden, onları dinleyebilen, inanan, güvenen ve sorularına dürüstçe yanıt veren yetişkinlerin özel ilgisine ihtiyaç duyar.
  • gözlenebilir travmatik bir olay olmasa da küçük çocukların bilgi ve becerileri günlük hayatlarında birçok hayalkırıklığı ve acı yaşamalarına neden olur.
  • kendi ağlama ihtiyacımız tam olarak tanımadığımız için tıpkı kendi anne babalarımızda olduğu gibi bizlerde çocuklarımızın ağlamasını engellemeye yönelik güçlü bir eğilim var.
  • çocuklar korktuklarında, kızdıklarında samimi bir öfke nöbeti aracılığıyla duygularını zararsız bir şekilde dışa vurabilecek güveni hissetmediklerinde gürültücü, şiddet içeren yıkıcı davranışlarda bulunabilirler.
  • sıradan ağlamalar gibi öfke nöbetleri de sonsuza kadar sürmez. çocuklar bastırılımış hayal kırıklığı ve öfke duygularını boşaltınca kendi tempolarında susarlar.
  • çocukların öfke nöbeti yaşamalarına ve ağlamalarına izin verilmezse depresif, saldırgan ya da hastalığa yatkın olabilirler.
  • duygusal baskı ve stres birikimide boşaltma dürtüsü doğurur. öfke nöbetlerinden vazgeçirmeye çalışmak, duygusal kabızlığa ve duyguların içe atılmasına yol açar.
  • her çocuğun rahatlıkla öfke nöbeti yaşayabileceği en az bir yere ve en az bir yetişkine ihtiyacı vardır.
  • öfke nöbetleri evde hoşgörülür ve kabul edilirse çocuklar güvenli yerlerinde ağlayıp rahatlayabilecekleri için dışarda öfke nöbeti yaşamaya ihtiyaçları kalmaz.
  • çocuklarınızın hem dışarda hem de evde sakin olmalarını bekleyemezsiniz. çocuk evde ne kadar kendi gibi olursa dışarda başkalarına karşı o kadar terbiyeli görünür.
buraya kadar aldığım notlar çocukların ağlamalarının bastırılmamasına yönelik. ben küçükken ve hatta lisedeyken bile kolay ağlayabilen bir çocuktum ve bu nedenle çevremdeki herkesin benimle alay ettiğini hatırlıyorum. arkadaşlarım, akrabalarım hep yine mi ağlıyorsun? sulu gözlü tahire gibi pek çoğu bana çok acı veren cümleler kullanırlardı ve şimdi fark ediyorum ki ben bu nedenle kızımın ağlamasına dayanamıyorum, onunla alay edilmesi korkusu nedeniyle sürekli ağlamasını durdurmaya çalışıyorum. önce sevecen yaklaşıyorum ağlamaya devam ettiğinde bu öfke ve tehdide dönüyor. bu kitaptan öğreniyorum ki, ağlamasına izin versem çok daha kolay iletişim kurabileceğim.

bir sonraki yazıda ağlamayı kolaylaştırmak ve öfke nöbetleriyle ilgili önerileri ve yorumları paylaşacağım.

sevgiyle:)

21 Şubat 2013 Perşembe

ev pizzası

aslında evde pizza yapılabileceğine inanmazdım bu güne kadar. hatta hiç denememiştim. geçenlerde sevgilini ablası yapmıştı ve aynı tadı vermediğini düşünmüştüm. ama nurlu mutfakta gördüğüm tarifi denemeye karar verdim. ancak hamurun ölçüleri o an elimde yoktu neyse bu seferlik kendi mayalı hamur tarifimle (uyduruk) yapayım dedim, eh güzel oldu galiba. yani severek yedik

malzeme:
hamur için
1 yumurta
biraz peynir altı suyu(yaklaşık 1 su brd kadar)
2 çorba kaşığı zeytinyağı
1 tatlı kaşığı kuru maya (instant değil)
aldığı kadar un

üstü için
1 çorba kaş. domates salçası-1 çay brd. su
1 küçük konserve mısır
1 su brd. kaşar rendesi
1/2 su brd. yeşil zeytin
150 gr mantar
biraz kavrulmuş kıyma (alinazikten artmıştı onu kullandım ziyan olmasın diye)
ve istediğiniz tüm malzemeler

yukarıdaki malzemeler ile hamur yaptım ve mayalanması için 45 dakika bekledim. bu sürede hamur yumuşadı ama tam kabarmadı. hamur ele yapışacak kıvamdaydı. hamurun yeterince mayalandığını düşündüğüm için pizzayı yapmaya 45 dakika sonra başladım. hamuru büyük yuvarlak borcama göre el yordamıyla açtım. bunun için bir avuç kadar zeytinyağı kullandım, böylece hamur elime yapışmadı. sonra üzerine sulandırdığım domates salçası sürdüm ve malzemeleri keyfime göre yerleştirdim. en üste kaşar peyniri rendesini serptim. 60 derecede 10 dakika el mayası aldırdım ve sonra 200 derecede 15-20 dakika arası kaşar kızarana kadar pişirdim. afiyetle yedik.


sevgiyle:)




20 Şubat 2013 Çarşamba

balkabağı tatlısı,

sevgili kabak tatlısını çok sever ama ben bu güne kadar düzgün bir kabak tatlısı yapmayı becerememiştim. bilmem kabaktan, bilmem ben öğrendim bu sefer güzel oldu.

malzeme:
1 kg kabak (büyük dilimler halinde doğranacak)
1.5 su brd. şeker
1 tane karanfil
1 çubuk tarçın

düdüklü tencereye kabakları dizdim, her bir parça kabağın üzerine 1.5. kaşık kadar şeker serptim, tarçın ve karanfili koyup birkaç saat kabağın sulanması için bekledim ve 30 dakika pişirdim. piştikten sonra kabakları borcama dizdim, üzerine kırık ceviz serptim ve 180 derecede 15 dk tekrar pişirdim. sevgili çok beğendi.


sevgiyle:)

16 Şubat 2013 Cumartesi

Doğu'dan uzakta, amin maalouf


amin maalouf'un semerkand romanını yıllar önce okumuş ve çok etkilenmiştim. ancak bugüne kadar çok istemiş olmama rağmen başka bir kitabını okumamıştım. doğu'dan uzakta çok güzel bir roman. hayallerin, umutların, ülkelerin kırılma noktalarını öyle güzel anlatıyor ki amin maalouf, kendisine hayran olmamak mümkün olmuyor. sürgün olanların, geride kalanların yalın dille anlatılan ve belki de bu nedenle derin izler bırakan öyküsü. ülkelerinden koparılanların kırıklığı ve kırgınlığının öyküsü.
içinde bulunduğumuz şu günlerde hissettiğim kırgınlıklarımı anlamlandırabildiğim duygu yüklü bir roman. lübnan, savaş, sürgün, göç, gidenler ve kalanlar ve, ve aklımdan içimden geçenler...


en etkilendiğim diyalog ise;
- arkadaşlar hayallerini olabildiğince uzun süre korumana yardım eder
- ama yine de eninde sonunda bu hayalleri yitirirsin
- tabii, zamanla yitirirsin. ama ne kadar geç yitirirsen o kadar iyidir. yoksa yaşamak için gereken cesareti yitirirsin.


13 Şubat 2013 Çarşamba

ıspanaklı kek, tatlı

bir zamanlar pek meşhurdu ıspanaklı kek, yeşil yeşil fıstıklı gibi görünüşü ile dikkat çekerdi. uzun zamandır yapmamıştım. dün ıspanak yaparken aklıma geldi ve bugün küçük hanıma yaptım. sana yeşil kek yapacağım dedim, nasıl olacak çok merak etti. sunumu ise böcük kolay yesin diye porsiyonluk olarak kağıtta yaptım.

a: sevdin mi keki?
böcük: hı hı ama tadını pek beğenmedim.
anneyi kırmadan beğenmediğini belirtme yolu, kibar olmaya başladı bizim kız.

malzeme:
15-20 yaprak ıspanak (çok az haşlanıp blender ile ezilecek)
2 yumurta
1 su brd. şeker
2 su brd. un
1 pk kabartma tozu
1 brd. süt-zeytinyağ karışımı

yukarıdaki malzemeler ile kek yaptım. kağıtlara paylaştırıp 180 derecede pişirdim. üzerini krem şanti ile böcük süsledi.


günün anlam ve önemine binaen kırmızı kalp tabakta sundum sevgiliye.

sevgiyle:)

12 Şubat 2013 Salı

bebeğe ekmek,

daha önceleri defalarca ekmek yapmayı deneyip başaramadım. bu tecrübeleri birleştirip bebişe tuzsuz ekmek yapmaya karar verdim ve bingo ilk seferde neredeyse istediğime yakın oldu. ama sanırım bunda yeni aldığım borcam baton kalıbında etkisi oldu, ekmeğin kabuğu kurumadan pişti.

malzeme:
1 ç. kaş. kuru maya (instant değil)
1 su brd. yoğurt
1 su brd. kepekli un
1 su bardağından az eksik beyaz un
1/2 çay brd. zeytinyağı

bu malzemeler ile kek hamurundan biraz daha kıvamlı hamur yaptım. hamur elle yoğurulmaya gelmiyor, çatalla karıştırdım. yaklaşık 12 saat mayalandırdım, bu esnada yaklaşık 2 saatte filan karıştırıp havasını aldım. bu esnada mayanın normal aktivitesi sonucu hamur biraz kıvam kaybediyor.  kalıba eskitilmiş (buruşturulup top yapılmış ve açılmış) yağlı kağıt koydum ve mayalanan hamuru kalıba döktüm. aslında bu noktada yarım saat beklese iyi olacaktı ancak vakit yoktu. 200 derece ısınmamış fırına koydum ve yaklaşık 30 dakika pişirdim. süngersi kıvamlı ve kabuğu çok sertleşmemiş bir ekmek oldu. küçük hanım afiyetle yiyor bakalım.


eh bu işi becerir gibi olduğuma göre bundan sonra değişik tarifler dener dururum. ama işin ilginç yanı bu tarifi uydurdum.

sevgiyle:)