9 Şubat 2013 Cumartesi

huzur nerede?

huzurumu hepten yitirdim son zamanlarda. görünüşte sürekli çalışıyor ama işlerini bir türlü yetiştiremiyor durumdayım. sürekli takvimlere son günler- yapılacak işler işaretleyip, ajandalarda programlar yapıyorum, ama bir türlü sonuçlandıramıyorum. yapacak hep daha önemli işlerim, okuyacak kitaplarım, izleyecek dizilerim var. aklım karmakarışık ve ben bu karışıklıkta boğuluyorum. tek başıma değil tabi ki bu, aile efradı da benimle birlikte çekiliyor diplere. daha tahammülsüz olan ben ve dolayısıyla daha tahammülsüz olan ailem. karar verme güçlükleri, daha da kötüsü karara uyma zorluğu, ya da işin gerçeği karara hiç uymama ve bunun yarattığı içsel sıkıntı. soruyorum kendime huzurum nerede?

hiç bir zaman polyanna bir insan olmadım, genelde bardağın boş tarafını gören bir kötümserim. kolay endişelenir ve bu endişeyi atamam bir türlü üzerimden. ama bu kadar kötü olduğum ve bunun bu kadar uzun sürdüğü başka bir dönemim olmadı galiba. söylenen her söz derin bir sızı bırakıyor yüreğimde. geçecek diyorum, bitecek ama başka bir şey oluyor, birileri bir şeyler söylüyor başa dönüyorum ben en başa. huzurum nerede? evde ise eğer neden bir an önce işe gitmek için delicesine bir istek duyuyorum. işte ise eğer neden eve koşa koşa gitmek istiyorum? soruyorum kendime huzurum nerede?

öyle bir ülkede yaşıyoruz ki, ne sorunları ne tartışılacak olayları bitiyor. hep her gün bir sorun, hep her gün bir tartışma. kafamı ne yana çevirsem sorun. son zamanlarda en çok içimi acıtan ise ülkemde artık kadının insan olarak görülmeyişi. kadın çocuk doğuran, onları doyuran, temizlik yapan bir köle olarak görülüyor artık. öldürülmesi için gözünün üstünde kaşı olması yeter. şiddete uğraması için bu bahaneye bile gerek yok artık. nasıl doğuracağına, hamile kalıp kalmayacağına, çocuklarını ne kadar süre emzireceğine hep başkaları karar veriyor. nasıl doğurulduğunu, emzirmenin ne olduğunu bilmeyen ve bunu bilebilmesi biyolojik olarak mümkün olmayan erkekler tarafından. biyolojik farklılıklarını üstünlük sanan erkekler tarafından. gerçi bu konuda ben birazda kadınları suçluyorum, her biri paşa oğlumuz, onların gururu çok önemli sanki biz gurursuzmuşuz gibi. sanki sevgilimiz dünyanın hakimi, eşimiz padişah, şiddete uğrayınca affet, ama ama... hep onun adına bahaneler uydur. biz kadınlar hakkımızı korumayı bilmiyoruz, üstelik bir erkeğin bu tavırlarının haksızlık-hadsizlik olduğunu bile bilmiyoruz, sineye çekiyoruz şiddeti, aman yuvam yıkılmasın, yuvayı dişi kuş yapar ne olsa. aman ağzımın tadı kaçmasın, aman çocuklarım daha iyi koşullarda olsun. bunu düşünürken haklarından feragat ediyor kadın ve sonra işte son zamanlarda her gün haber olan, belki de bizim duymadığımız ne kadar çok, kadın cinayetleri. ve sonra morali bozulan, tüm o kadınların sıkıntısını yüreğinde hisseden, huzuru kaçan ben. yazılacak, söylenecek çok fazla şey var ama söylemeye mecal yok.

Nazım'ın dediği gibi sanki hiç yaşamamış gibi ölen ve sofradaki yeri öküzümüzden sonra gelen.

tüm bunların değişmesi ve gerçekten eşit bireyler olmak umuduyla:)






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder